Türkiye IMF ilişkileri
Reklam
YÖNETİM
DERNEK MERKEZİMİZ

TÜRKİYE IMF İLİŞKİLERİ:


IMF (Uluslararası Para Fonu):

Kuruluş:

Dünya ekonomisini 1929 bunalımı ve 2.Dünya Savaşı gibi önemli ölçüde etkileyen olayların ardından; sistemi onarıcı,düzenleyici ve sistemde meydana gelebilecek düzensizlikleri gidermek üzere koordinasyon sağlayıcı kurumlara duyulan ihtiyaç nedeniyle, ABD’nin New Hempshire eyaletinin Bretton Woods kentinde 1-22 Temmuz 1944 tarihleri arasında Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu 45 ülkenin katılımıyla düzenlenen “Bretton Woods” konferansı sonucu imzalanan ana sözleşmeyle 27 Aralık 1945’de kuruldu ve 1 Mart 1947’de finansal operasyonlarına başladı.IMF ismi, İngilizce “International Monetary Fund”(Uluslararası Para Fonu) kelimelerinin baş harflerinin kısaca yazılmasından meydana gelmiştir. Merkezi Washington’dadır.IMF’ye üye ülke sayısı 186’dır.


Ayrıca, “Bretton Woods” konferansı sonucu “Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası” (IBRD) veya kısaca “Dünya Bankası” isimiyle ikinci bir ekonomik teşkilatın kurulması da kararlaştırılmıştır.


Herhangi bir ülke mutlaka hem Uluslararası Para Fonuna (IMF) ve hem de Dünya Bankasına (IBRD) beraber üye olmak durumundadır.


Her iki kuruluşun sermâye ve kaynaklarının önemli bir kısmı ABD tarafından sağlanmıştır.

Amaç:


Uluslararası Para Fonu’nun kuruluş aşamasında belirlenen 6 temel amacı şunlardır:


1-      Uluslararası parasal işbirliğinin geliştirilmesini sağlamak,

2-      Uluslararası ticaretin dengeli bir şekilde gelişmesine yardımcı olmak,

3-      Döviz kurlarında istikrarın teşvik edilmesi ve üyelerin rekabetçi devalüasyonlara başvurmalarına engel olunması,

4-      Üye ülkelerin ödemeler bilançosunda yer alan cari işlemler kalemlerine uygulanan döviz kontrollerinin kaldırılması ve üyeler arasında çok taraflı bir ödemeler sisteminin oluşturulması,

5-      Dış ödeme güçlükleri ile karşılaşan üye ülkelere gerekli kaynak yardımında bulunulması,

6-      Üye ülkelerin ödemeler bilançosu açıklarının azaltılmasına yardımcı olunması (Dış ticaret dengesizliklerinin ortadan kaldırılması) şeklindedir.

İşleyiş:

IMF’nin organizasyon şemasına göre yönetimindeki en önemli üç kurul şunlardır:

1- Guvernörler Kurulu: Uluslararası Para Fonu’nun en yetkili organı olup, üye ülkelerin genellikle Maliye Bakanı ya da Merkez Bankası Başkanlarının katılımıyla oluşmaktadır.Yılda bir kez toplanan kurul,IMF’in karar organı olmakla birlikte,bazı konularda yetkilerini Yönetim Kurulu’na devredebilir.Ancak yeni üye kabulü, kotaların belirlenmesi,SDR(IMF hesap birimi) tahsisleri,Fon gelirlerinin dağılımı gibi konularda yetki devri olmamaktadır.

2- İcra Direktörleri Kurulu (Yönetim Kurulu): 5’i atanmış (ABD,Almanya,Japonya ,Fransa,İngiltere) ve 19’u da seçilmiş olmak üzere toplam 24 kişiden oluşur. Atanmış üyeler yalnızca kendi ülkelerini temsil ederler.Seçilmiş üyeler ise bir grubu temsil ederler.Yalnızca kendi ülkesini temsil eden üç seçilmiş üye vardır. Bunlar; Suudi Arabistan,Rusya ve Çin.Yönetim Kurulu, IMF ana sözleşmesinde belirtilen ve Guvernörler Kurulunun kendilerine verdikleri görevleri yapmakla yükümlüdür.IMF’nin günlük işlerinin yürütülmesinden sorumludur.

3- Yönetim Kurulu Başkanı: IMF’yi Yönetim Kurulunun aldığı kararlar doğrultusunda yönetmekle görevlidir.Geleneklere göre Avrupa Ülkelerinden bir tanesi Yönetim Kurulu Başkanı seçilmektedir.Aynı zamanda IMF personelinin yöneticisi durumunda olup,Yönetim Kurulu toplantılarına başkanlık eder.

IMF’nin Finansal Politikaları ve İmkanları:

IMF’nin izlediği finansal politikalar 4 grupta toplanır;

1- Rezerv dilimi politikaları,

2- Kredi dilimi politikaları,

3- Acil durum destek politikaları,

4- Borç ve borç servisi düşürme politikaları.

Ağır borç yükü altındaki ülkeler açısından en önemlisi borç ve borç servisi düşürme politikasıdır.

IMF’nin kullandırdığı  imkanlar üç şekilde olmaktadır;

1- Stand-by:Üye ülkedeki ödemeler dengesi sorunlarının çözümü için öngörülen bir destektir.12-18 ay arasında ve 3 ayda bir taksitler halinde verilerek kullandırılır.Her bir taksit serbest bırakılmadan önce düzenlemede öngörülen performans kriterlerinin yerine getirilip getirilmediği incelenir.Geri ödemeler 3-5 yıl içinde yapılır.

2- Genişletilmiş Fon Kolaylığı:Makroekonomik ya da yapısal sorunlardan kaynaklanan ödemeler dengesi sorunlarının çözümü için hazırlanan orta vadeli programları desteklemek için biçimlendirilmiş üç yıllık bir imkandır.Stand-by’da olduğu gibi bu imkanda da performans kriterlerine bağlı taksitlendirme söz konusudur.Geri ödemeler 4-10 yıl içinde yapılır.

3- Diğer imkanlar: Üç başlık altında toplanmaktadır.

a-) Telafi edici finansman kolaylığı; Tahıl ithalatı fiyatlarında ortaya çıkan dalgalanmalar nedeniyle geçici ödemeler dengesi sorunu yaşayan üye ülkelere yardım için geliştirilmiş bir destek şeklidir.

b-) Ek Rezerv İmkanı; Piyasalarda ortaya çıkan ani bir güven kaybının yarattığı geniş kapsamlı ve kısa dönemli dış finansman sorunlarının neden olabileceği ödemeler dengesi sorunlarını önlemekte kullanılan bir imkandır.

c-) Kredi hattı; Krize maruz kalmış üye ülkeler için kullanılabilecek bir imkandır.

IMF imkanları genel anlamda bir borçlanma değildir.Ödemeler dengesi sıkıntısına giren bir üye ülke kendi parasını verip karşılığında parası güçlü bir başka üye ülkenin parasını almakta ve zamanı gelince bu tutar tekrar değiş tokuşa tabi tutulmaktadır. IMF’den imkan kullanan bir ülkenin bir başka ülkenin parasını kullanmasına “purchase” geri ödemesine de “repurchase” adı verilmektedir.

Üye Ülkelerin kredi kullanabilmek için IMF’ye başvurusu sırasında; bozulan ekonomik yapılarını düzeltebilmek adına, dış ödemelerini dengelemek ve sürdürülebilir ekonomik büyüme koşullarını sağlamak için bazı ekonomik uyum politikalarını uygulamaya koyması gerekebilir.

Bu koşullar altında ödemeler dengesi problemlerinin çözümüne ve sürdürülebilir büyüme ile parasal ve finansal istikrarı tesis etmeye yönelik bir dizi hedef ve politikalar üye ülke hükümetleri tarafından IMF Başkanı’na hitaben yazılan Niyet Mektuplarında (Stand-by ve Ek Rezerv İmkanı düzenlemeleri için) belirtilir.

Niyet Mektupları bir anlaşma metni ya da müeyyideler içeren bir sözleşme değildir. Dolayısıyla ülkeleri hukuki yükümlülük altına sokmamaktadır. Niyet Mektupları hükümetlerin izleyeceği politikaları IMF ile ilişkileri yürütmekten sorumlu yetkililer (genellikle bir Bakan ve Merkez Bankası Başkanı) aracılığıyla IMF İcra Direktörleri Kurulu’na ilettiği metinlerdir. Söz konusu politikalar adı geçen Kurulca değerlendirilerek IMF’nin mali desteği konusunda bir karar verilir.


IMF’nin hesap birimi, Altın kambiyo sisteminin yerine geliştirilen  esası soyut bir birim olan SDR’dir (Special Drawing Right). Özel Çekme Hakkı SDR sepetinin bileşimine yönelik en son karar 1 Ocak 2006 tarihinde alınmış olup, bu kapsamda SDR sepetinin, 0.4100 Euro , 18.40 Japon Yeni, 0.0903 İngiliz Sterlini ve 0.6320 ABD Doları’ndan oluşmasına karar verilmiştir.SDR döviz kurlarının oynaklığına paralel olarak günlük değer değişimleri yaşamakla beraber; 1 SDR yaklaşık 1,57184 $ Amerikan Dolarını ifade etmektedir.

Bir ülke IMF’ye üye olduğunda; ekonomisinin diğer üye ülkelere mukayeseli durumuna göre bir kota belirlenmektedir. Kotalar genellikle her beş yılda bir gözden geçirilmekte olup, kota değişiklikleri belirlenirken ülkelerin cari işlemleri, GSYİH ve resmi rezerv düzeyi gibi iktisadi faktörler dikkate alınmaktadır. Bir ülkenin IMF yönetimindeki oy gücü IMF’deki kotasına göre belirlenmektedir. 2008 yılı Eylül ayı itibariyle IMF’nin toplam kotası 217.314 milyon SDR olup, Türkiye’nin kotası 1.191 milyon SDR’dır.

Üye ülkelerin Uluslararası Para  Fonu’na verdikleri kaynaklardan meydana gelen kotalar, özel çekme hakkına göre hesaplanır. Her ülkenin %25’i altın, %75’i ulusal paradan oluşan kotası, temsilcilerin oylarının ağırlığının yanı sıra kredilerin sınırlarını da belirler.


Üye ülkeler, kotanın %25’ini oluşturan altınla yaptıkları ödemeyi, istediklerinde geri çekebilmekte, buna karşılık kredi dilimini meydana getiren %75’lik kısmı ise IMF’in onayıyla kullanabilmektedirler.


1994 Meksika krizine gelinceye kadar bir üye ülkenin IMF’den normal imkan kullanımının en üst limiti o ülkenin IMF’deki kotasının 3 katı idi.İlk kez Meksika krizinde aşılan bu limit daha sonra Asya kriziyle sarsılan ülkeler Arjantin,Brezilya ve Türkiye için çok yüksek oranlarda aşılmıştır.


TÜRKİYE-IMF İlişkileri:

Türkiye, IMF’ye 14 Şubat 1947 tarihli ve 5016 sayılı yasayla katılmıştır.

Türkiye’yi IMF ile ilişkilerinde Hazine Müsteşarlığı temsil etmektedir. Türkiye, IMF yönetim kurulunda Belçika, Avusturya, Lüksembourg, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya Cumhuriyeti, Belarus, Kazakistan ve Slovenya ile aynı grup içinde yer alır. Grubun icra direktörü en yüksek oy gücüne sahip bulunan Belçika tarafından belirlemektedir. Türkiye’nin yer aldığı grubun IMF’deki oy gücü, ABD, Almanya, Japonya, Fransa ve İngiltere’den sonra 6. sıradadır. Türkiye kendi grubu içindeki sıralamada 4. sıradadır.


Türkiye 22 Mart 1990 tarihinde IMF Anasözleşmesinin VIII. maddesi kapsamına girmiştir. Böylece Türkiye, IMF’ye uluslararası cari işlemlere sınırlamalar getirmekten kaçınmayı ve üye ülkelerin elinde bulunan Türk liralarını o ülkenin isteği halinde satın alacağını taahhüt etmiştir. Böylelikle TL IMF kapsamında konvertibl para olmuştur.

Türkiye’nin IMF ile olan kredi ilişkisi ilk stand-by anlaşmasının yapıldığı tarih olan 1 Ocak 1961 yılında başlamıştır. Bu ilk stand-by anlaşması bir yıl süreli olup, 31 Aralık 1961’de sona ermiştir.


Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin başlaması da IMF ile stand-by düzenlemelerinin başladığı döneme rastlamaktadır. 30 Mart 1962’de IMF ile yeni bir düzenlemeye giden Türkiye’nin bu anlaşması bir yıldan da az sürdü ve 31 Aralık 1962’de bitti.

15 Şubat 1963’te üçüncü stand-by’ına giden Türkiye’nin anlaşması yaklaşık dokuz ay sürdü. Dördüncü stand-by anlaşması 15 Şubat 1964 tarihinde başlarken, bu anlaşma da 31 Aralık 1964’de bitti.


Türkiye, 1961 yılından,1970 yılına kadar her yıl, IMF ile bir stand-by anlaşması gerçekleştirdi.Anlaşmalar genellikle bir yıl dolmadan sona erdi. 1970’ten, 1978’e kadar IMF’ye sekiz yıllık bir ara veren ve bu süre içinde stand-by anlaşması yapmayan Türkiye , 1978 yılından 1980 yılına kadar,IMF ile yeniden birer yıllık stand-by anlaşmaları gerçekleştirdi.

Türkiye, 18 Haziran 1980 tarihinde ilk kez, IMF ile en uzun stand-by anlaşmasını gerçekleştirdi ve bu anlaşma 17 Haziran 1983’te sona erdi. 1983 yılında yeni bir stand-by düzenlemesine giden Türkiye’nin anlaşması süresi bir yıl sürdü.


Türkiye, 1984’ten 1994’e kadar IMF ile stand-by düzenlemesine gitmedi. 8 Temmuz 1994’te yapılan stand-by ise 26 Eylül 1995’te sona erdi. 1999’a kadar stand-by düzenlemesine gitmeyen Türkiye, 1999-2002 döneminde 17. stand-by düzenlemelerini gerçekleştirdi.

18. stand-by düzenlemesine 4 Şubat 2002’de başlayan Türkiye, 4 Şubat 2005’te bu anlaşmanın sona ereceği tarihten önce Ocak 2005’te 19. stand-by’ına gitti.


19. stand-by'ın 2008’in Mayıs ayında sona ermesinden bu yana 20. stand-by için Türkiye'nin IMF ile görüşmeleri devam etmektedir.


Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bugüne kadar 19 kez stand-by anlaşması yapan Türkiye, bunlardan sadece son ikisini başarıyla tamamladı. 1961 yılında başlayan ilişkiler sonucu IMF, Türkiye'ye 48 yılda 50 milyar dolarlık kredi gelmesini sağladı.


Ancak,Türkiye’nin kullandığı kredilerin ağırlıklı olarak en önemli bölümünü oluşturan 1999-2008 yılları arasında kullanılan toplam 43 milyar dolarlık kredi için, 6,6 milyar dolar kredi faizi ödenmiştir.

Türkiye’nin kotası olan 1.191 milyon SDR Dolar cinsinden ifade edilirse, 1.872 milyar dolardır. Türkiye IMF’ den özel çekme hakkını kullanırsa, kotasının 6 katı kadar borç alabilir. Yani  IMF’ den 11.232 milyar dolar kredi kullanabilir.

IMF ile yapılan stand-by anlaşmalarının 19.ncusu hariç diğerlerinin Türkiye için amacına ulaştığını söylemek oldukça zor.Zira uygulanan ekonomik programlar sonucunda,Türkiye’nin problemlerinin çözülmesi bir yana dış borçluluğu artmış ve kamu açıklarının finansmanı konusunda uluslar arası kaynaklara bağımlılık süreklilik arz etmiştir.Türkiye ekonomik kalkınma için;ihracat ile dış ticaret vererek büyüme yerine,kamu açıklarının finansmanı ve sürdürülebilir büyüme amacına ulaşmak için IMF ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kredi kuruluşlarının sağladığı kredi olanakları ve bunu referans alan sıcak para trafiğinden hissesine düşen sermaye girişleriyle açıklarını finanse etmeye çalışmıştır.

Globalleşmeyle birlikte,Uluslar arası sermaye hareketleri sonucu dönemsel olarak gelişmekte olan ülke ekonomilerine kısa ve orta vadeli olarak kaynak girişleri, her ne kadar kamu açıklarının finansmanı konusunda imkanlar yaratsa da, çıkışlarının ülke ekonomilerinde yarattığı tahribat ve krizlerin bugüne kadar daha fazla zarar verdiği söylenmelidir.Özellikle Türkiye gibi kayıt dışı ekonominin reel sektörde daha fazla yer tuttuğu ülkelerde;kontrol dışı sermaye hareketliliği,kamu gelir kaynaklarının yetersizliği,verimsiz kamusal ticaret alanlarının oluşturduğu bütçe açıkları,bankacılık sektörünün kredi-kaynak düzensizliği ve hükümetlerin uyguladığı yanlış ekonomi-maliye politikaları gibi nedenlerle,belirli dönemlerde uluslar arası konjüktürün de etkisiyle krizlerin yaşanması kaçınılmaz olarak karşımıza çıkmıştır.

19.ncu stand-by ile birlikte hayata geçirilen ekonomik program sonucu;bankacılık sektöründe gerçekleştirilen reformlar ve sıkı maliye politikaları sayesinde kalıcı olup olmayacağı tartışılsa da,enflasyon ciddi anlamda düşürülmüş ve Merkez Bankasının başarılı faiz politikaları sonucunda reel sektöre henüz yansımasa da,kamu açıklarının finansmanı açısından iç borçlanmanın sürdürülebilirliğini sağlayacak son 30 yılın en düşük hazine bonosu-tahvil faizlerine ulaşılmıştır.Uluslararası konjüktür halen belirsizliğini korusa da,uluslar arası yatırım kuruluşlarının değerlendirme raporlarında gelişmekte olan ülkeler arasında global krizden en erken çıkacak ülke olarak,Türkiye’nin adı geçmektedir.

Yaklaşık iki yıldır 20.nci stand-by anlaşması için görüşmeler sürdürülmekle beraber,IMF’siz geçen dönemde kendi ayakları üzerinde durmayı başaran Türkiye için gelecek acaba IMF’siz mi olacak?

 

ESYIAD - Eskisehirli Yonetici ve Isadamlari Dernegi
Tasarim eSSe Ajans 2010 Tum Haklari Saklidir.